Koruyucu Hışır Örtü Nedir? Psikolojik Bir Mercekten Bakış İnsan Davranışlarını Koruyan “Hışır” Anlatıları Bir psikolog olarak, her insanın yaşamında içsel dünyayı korumaya yönelik savunma mekanizmalarını gözlemlemek, bana derin bir merak uyandırır. İnsanlar, bazen bilinçli olarak bazen de farkında olmadan, kendilerini dış dünyadan ve olumsuz deneyimlerden korumak için çeşitli stratejiler geliştirirler. Koruyucu hışır örtü, bu psikolojik savunmaların sembolize olmuş bir hali gibidir. İlk bakışta basit bir fiziksel obje gibi görünen “hışır örtü”, aslında insanın kendini güvenli hissetme arayışını, duygusal ihtiyaçlarını ve zihinsel savunmalarını yansıtan çok daha derin bir anlam taşır. Peki, koruyucu hışır örtü tam olarak nedir? Bu yazıda, kelimenin psikolojik…
Yorum BırakNeşeli Anlar Günlüğü Yazılar
Gözün Baktığı, Ruhun Gördüğü Yer: Kapadokya Nazar Boncuklu Ağaç Nerede? Felsefi bir bakışla dünyaya yönelmek, görünenin ardındaki anlamı aramak demektir. İnsan gözü bir ağacı görür, ama ruh o ağacın neyi simgelediğini sezer. Kapadokya nazar boncuklu ağaç da işte bu iki görme biçimi arasında durur: bir yanda fotoğraf karelerinin popüler objesi, diğer yanda ise insanın inanç, anlam ve varoluş arayışının sembolü. Bu yazıda, “Kapadokya nazar boncuklu ağaç nerede?” sorusunu yalnızca coğrafi bir merak olarak değil; etik, epistemolojik ve ontolojik bir soru olarak tartışacağız. Ontolojik Bir Durak: Varlığın Estetiği Kapadokya’nın eşsiz taş oluşumları arasında, Göreme Vadisi’nin rüzgârla şekillenmiş tepelerinde bir ağaç durur.…
Yorum BırakKadına Kelepçe Takılır mı? Toplumsal Normların ve Cinsiyet Rollerinin Sınırlarında Bir Analiz Toplumu anlamak, insanın hem görünür hem görünmez bağlarını çözümlemektir. Bir araştırmacı olarak sahada en çok karşılaştığım şey, bireyin özgürlüğü ile toplumun normları arasındaki gerilimdir. “Kadına kelepçe takılır mı?” sorusu ilk bakışta yalnızca bir adalet veya güvenlik meselesi gibi görünür; oysa derinlemesine incelendiğinde, bu soru bir toplumun kadına bakışını, cinsiyet rollerini ve güç ilişkilerini açığa çıkarır. Kelepçe burada sadece metal bir nesne değildir; aynı zamanda sembolik bir kısıtlama, yani toplumsal kontrolün görünür hâlidir. Kadına takılan kelepçe bazen yasalarla, bazen geleneklerle, bazen de “kadın nasıl davranmalı?” cümlesinin sessiz baskısıyla şekillenir.…
Yorum BırakÇok Aşırı Duygusallık: Zayıflık mı, Güç mü? Hadi dürüst olalım: “çok aşırı duygusallık” dediğimiz şey, toplumun büyük bir kesimi için bir hakaret, hatta küçümseme aracı. Peki, gerçekten öyle mi? Yoksa bu kavram, aslında bizi toplumun katı kalıplarına boyun eğmeye zorlayan bir etiket mi? İşte tam da bu noktada sormamız gereken şu: Duygularını yoğun yaşayan birini “fazla” olmakla suçlamak, kimin işine geliyor? Çok aşırı duygusallık, aslında bireyin duygusal dünyasının toplumun beklentileriyle çarpıştığı noktada doğan bir kavramdır. — Çok Aşırı Duygusallık Ne Demek? Genel tanımıyla çok aşırı duygusallık, olaylara, insanlara veya durumlara ortalamanın üzerinde, yoğun ve derin bir duygusal tepki vermektir. Birinin…
Yorum BırakHızlı ve Öfkeli Bitti mi? Kültürlerin Çeşitliliği ve Topluluk Kimlikleri Üzerine Bir Antropolojik Bakış Film, kültürel kimlikleri şekillendiren, insanların toplumsal yapılarla nasıl etkileşimde bulunduğunu gösteren bir aynadır. Antropologlar için, sinema kültürün bir yansıması, toplulukların ritüelleri, sembolleri ve kimliklerini anlamak adına önemli bir araçtır. Ancak, bazen bir kültür fenomeni, zamanla yerini başka bir yapıya bırakabilir. Bu yazıda, “Hızlı ve Öfkeli” serisinin geleceği üzerine düşünürken, toplumsal yapıların, ritüellerin ve kimliklerin nasıl şekillendiğine dair bir antropolojik çözümleme yapacağız. Hızlı ve Öfkeli Serisi: Kültürün Simgeleri ve Topluluk Yapıları Seri, ilk olarak 2001 yılında sinemaseverlerle buluştuğunda, izleyicilere sadece bir aksiyon filmi sunmakla kalmamış, aynı zamanda…
Yorum BırakYapılandırmacı Kuram Nedir? Kendi Zihninin Mimarına Dönüşmek Bir grup arkadaşla kahve masasında oturuyoruz; konu “öğrenme”ye geliyor. Kimimiz “Hocayı iyi dinlemek yeter” diyor, kimimiz “Kendim denemeden olmuyor” diye itiraz ediyor. Benim aklımdan geçen şu: Öğrenme, bir şeyleri “almak” değil, bir anlamı “kurmak”. İşte yapılandırmacı kuram tam bu yüzden heyecan verici; çünkü hepimizi, pasif dinleyiciden aktif anlam mimarına terfi ettiriyor. Yapılandırmacı kuram, bilginin dışarıdan hazır paket olarak verilmediğini; bireyin önceki yaşantıları, sosyal etkileşimleri ve kültürel bağlamı ışığında bilgiyi aktif biçimde “inşa ettiğini” savunur. Bu yazıda köklerinden bugüne, oradan da yarının sınıflarına, atölyelerine ve dijital evrenlerine uzanacağız. Kökenlere Kısa Bir Yolculuk: Yapılandırmacı Düşüncenin…
Yorum BırakHibe Helâl Midir? Ekonomi Perspektifinden Bir İnceleme Ekonomi, sınırlı kaynakların nasıl verimli bir şekilde dağıtılacağına dair bir bilim dalıdır. Her seçim, bir fırsat maliyeti taşır ve her tercih, kaynakların başka bir alanda nasıl kullanılacağına dair önemli sonuçlar doğurur. Bu bağlamda, hibe kavramı, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde çeşitli ekonomik etkiler yaratabilir. Hibe, doğrudan bir kişi ya da kuruluşa herhangi bir karşılık beklemeden verilen maddi yardım olarak tanımlanabilir. Ancak, bu yardımın helâl olup olmadığı, hem ekonomik hem de dini perspektiflerden tartışmaya açıktır. Hibelerin Ekonomik Dinamikleri Ekonomistler, piyasa dinamiklerini anlama ve bireysel kararların toplumsal refah üzerindeki etkilerini değerlendirme konusunda derinlemesine çalışırlar.…
Yorum BırakBir Tatlının İzinde: Helvacı Ali Kimdir, Nerelidir? Bir antropolog olarak kültürlerin tat, ses ve hikâyeler aracılığıyla birbirine bağlanışını gözlemlemek, insanlığın en eski anlatı biçimlerinden birine tanıklık etmektir. Sofralar, yalnızca beslenme alanı değil; topluluk kimliklerinin, ritüellerin ve sembollerin sahnesidir. İşte tam da bu sahnede, bir isim öne çıkar: Helvacı Ali. Onun hikâyesi yalnızca bir esnafın ya da bir markanın öyküsü değildir; aynı zamanda Anadolu’nun toplumsal belleğinde yer etmiş bir dayanışma, emek ve tat geleneğinin ifadesidir. “Helvacı Ali kimdir, nerelidir?” sorusu, yüzeyde bir kimlik arayışı gibi görünür. Oysa derinlerde, bu soru bize kültürel sürekliliğin, ekonomik dönüşümün ve sembolik anlamların nasıl iç içe…
Yorum BırakKelimelerin Büyüsü ve “Hele Bir Elimi Eline Al”ın Edebi Yankısı Edebiyat, kelimelerin sıradanlıktan sıyrılıp insanın iç dünyasına dokunduğu yerdir. Her cümle, bir kalbin ritmini taşır; her sözcük, bir ruhun yankısını barındırır. “Hele bir elimi eline al” bu anlamda yalnızca bir cümle değil, bir duygunun, bir çağrının, hatta bir sığınma biçiminin ifadesidir. Bu sözün tınısı, aşkın kırılganlığını ve insanın dokunulmaya duyduğu kadim ihtiyacı dile getirir. “Hele Bir Elimi Eline Al” Ne Zaman Çıktı? Bu ifade, Serkan Kaya’nın seslendirdiği “Hele Bir Elimi Eline Al” adlı şarkı ile geniş kitlelere ulaştı. Şarkı, 2023 yılında müzikseverlerle buluştu ve kısa sürede duygusal derinliğiyle dikkat çekti.…
Yorum BırakGüz Dönemi Hangi Yarıyıl? Türkiye’de ve Dünyada “Fall Semester”ın Anlamı “Güz dönemi hangi yarıyıl?” sorusu, özellikle üniversiteye yeni başlayanlar ve yatay-dikey geçiş yapan öğrenciler için sıkça gündeme gelir. Kısa yanıt: Türkiye’deki çoğu yükseköğretim kurumunda Güz dönemi 1. yarıyıl olarak kabul edilir. Ancak akademik takvimlerin tarihsel arka planı, uluslararası uygulamalar ve bazı istisnalar, bu basit cevabın etrafını zengin bir bağlamla örer. Aşağıda, hem tarihsel kökenleri hem de günümüzdeki akademik tartışmalarıyla konuyu bütünlüklü biçimde ele alıyoruz. Tarihsel Arka Plan: İki Dönemli Yapının Kökleri Avrupa’daki ortaçağ üniversiteleri (Bologna, Paris ve Oxford gibi), tarım toplumunun ritmine uyumlu bir akademik yıl düzeni oluşturdu. Hasat ve…
Yorum Bırak