Karınca olmasaydı ne olur? Küçük bir canlı, büyük bir boşluk
Sevgili okurlar, Gulsene ekibi olarak bugün “Karınca olmasaydı ne olur” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
Bazı şeyler var ki yokluğunu ilk başta fark etmiyorsun. Mesela internet gidince önce “oh biraz kafa dinlerim” diyorsun, sonra 15. dakikada tavanla göz göze gelip hayatını sorgulamaya başlıyorsun. Karınca da biraz öyle bir şey aslında. Küçük, sessiz, neredeyse görünmez… ama “Karınca olmasaydı ne olur?” sorusunu gerçekten ciddiye alınca işin rengi değişiyor.
İzmir’de yaz sıcağında kaldırımda yürürken, ayağının altından hızlı hızlı kaçışan o minik canlıları düşün. Bir yandan “ya sabır” diyorsun, bir yandan da içten içe “bunlar olmasa biz ne yapardık acaba?” diye düşünmeden edemiyorsun. Çünkü bazı yokluklar sessiz olur ama etkisi gürültülüdür.
Ben mesela bu konuyu düşündüğümde, direkt mutfağa gidip dolabı açtım. Neden? Çünkü beyin böyle çalışıyor: ciddi düşünce = açlık. Dolapta yarım limon, bir de üç gündür orada duran yoğurtla göz göze geldim. O an kafamda tek bir soru vardı: Karınca olmasaydı ne olurdu ve ben neden şu an yoğurdu yargılıyorum?
Karınca olmasaydı ne olur? Ekosistemin görünmeyen işçileri
Şimdi romantik bir belgesel anlatıcısı gibi konuşmak istemem ama karıncalar doğanın temizlik işçileri gibi çalışıyor. Yaprakları taşıyorlar, toprağı havalandırıyorlar, ölü organik maddeleri parçalayarak aslında görünmeyen bir düzen kuruyorlar.
Ama diyelim ki yoklar.
O zaman doğa biraz “kim çöpe atacak bunu?” diye birbirine bakan ev arkadaşlarına döner. Herkes sorumluluğu birbirine atar, kimse üstlenmez ve sonunda ortam biraz… kokmaya başlar.
Bir gün arkadaşla sahilde oturuyoruz. Çekirdek çitliyoruz. O klasik İzmir akşamı, hafif rüzgâr, deniz kokusu… Bir anda konu açıldı:
— “Kanka karınca olmasa ne olurdu sence?”
Ben de çok düşünmeden dedim ki:
— “Muhtemelen piknikten sonra medeniyet çökerdi.”
Güldük. Ama sonra ikimiz de sustuk. Çünkü doğruydu. O küçük canlılar yoksa, yerde düşen kırıntılar, tohumlar, organik atıklar olduğu gibi kalır. Doğa kendi döngüsünü kurmakta zorlanır.
Mutfak gerçeği: 10 dakika yalnız bırakırsan neler olur?
Herkesin evinde vardır: şekerin olduğu çekmeceyi açarsın, bir bakarsın minicik bir ordu kurulmuş. İlk refleks: “nereden geldiniz siz?”
Şimdi Karınca olmasaydı ne olur? sorusunu mutfağa indirgersek olay daha da garipleşiyor. Düşünsene, yerde düşen bir kırıntı günlerce orada kalıyor. Kimse ilgilenmiyor. Temizlik tamamen insanın keyfine bağlı. Ve dürüst olalım… insanlık bu konuda çok güvenilir değil.
Ben mesela bir kere tost yapmıştım. Yarım ekmek düştü yere. “5 saniye kuralı” diye bir şey uydurup kendimi kandırdım. O an iç sesim şöyle dedi:
“Sen gerçekten böyle bir canlısın mı?”
Karıncalar olmasa bu tür küçük “doğal temizlik denetçileri” de olmayacak. Yani dünya biraz daha dağınık, biraz daha tembel bir yere dönüşecek. Belki de biz fark etmeden hijyen algımız bile değişecek.
Şehir hayatında görünmeyen düzen
İzmir’de yazın yürürken asfaltın üstünde güneş öyle bir vurur ki, insan kendi varoluşunu sorgular. İşte tam o sırada kaldırım kenarında bir karınca hattı görürsün. Sanki işten çıkmışlar da eve gidiyorlar gibi.
Ve o an fark edersin: şehirde bile bir düzen var.
Karınca olmasaydı ne olurdu diye düşündüğümüzde, sadece doğayı değil şehirlerin mikro düzenini de kaybediyoruz aslında. Toprak altında yaşayan canlılar yoksa, o zemin bile farklı olur. Su geçişi değişir, toprak sıkışır, bitkiler zorlanır.
Yani mesele sadece “küçük böcek” değil. O küçük böcek, büyük sistemin vida sıkılaştırıcısı gibi bir şey.
Evdeki boşluk hissi ve gereksiz derin düşünceler
Bazen insanın kafası çok boş kalınca, en saçma sorular en ciddi sorulara dönüşüyor. Ben bunu özellikle gece 2’de yaşıyorum. Telefon elimde, sosyal medya bitmiş, Netflix bile “sen artık bize fazla geldin” moduna geçmiş.
İşte o an beyin diyor ki:
“Karınca olmasaydı ne olurdu?”
Ve başlıyoruz.
Gece düşünce döngüsü: karınca → hayat → neden buradayım?
Bu zincir çok tehlikeli. Çünkü bir noktadan sonra konu karıncadan çıkıp insanlığın genel varoluşuna kayıyor.
Mesela:
Karınca yoksa doğa düzeni bozulur
Doğa bozulursa tarım etkilenir
Tarım etkilenirse yemek azalır
Yemek azalırsa insanlar agresifleşir
İnsanlar agresifleşirse…
Ben burada duruyorum çünkü iş politik tartışmaya gidiyor ve ben sadece yoğurt yemeyi planlıyordum.
Ama gerçek şu: karıncalar sadece “doğada yürüyen küçük noktalar” değil, aynı zamanda bir sistemin sessiz çalışan parçaları.
Arkadaş ortamı teorileri
Bir gün yine arkadaşlarla oturuyoruz. Çaylar gelmiş, masa dolu, klasik muhabbet:
— “Abi karınca yok olsa dünya temiz olurdu aslında.”
— “Hayır daha kötü olurdu.”
— “Nereden biliyorsun?”
— “Çünkü sen çöplerini bile atmıyorsun.”
Sessizlik.
O an anladım ki bazı ekosistem sorunları sadece biyolojik değil, aynı zamanda sosyolojik.
Karınca olmasaydı ne olur? Alternatif bir dünya hayali
Şimdi biraz hayal kuralım. Karıncalar yok. Dünya tertemiz mi? Pek değil.
İlk başta insanlar seviniyor:
“Ya hiçbir şey yerde gezmiyor, süper!”
Ama birkaç ay sonra:
Piknik alanları çöp yığınına dönüşüyor
Toprak daha sert ve verimsiz
Bitkiler eskisi gibi büyümüyor
Küçük ekolojik zincirler kopuyor
Ve en garibi şu: doğa sessizleşiyor ama bu sessizlik huzurlu değil, eksik.
Ben bunu düşününce İzmir sahilinde yürürken bir anda durup denize bakıyorum. Yanımdan geçen biri “iyi misin?” diye soruyor.
Ben:
— “Karıncalar yok ya… dünya biraz garip olurdu.”
Adam bakıyor:
— “Kardeşim sen iyi değilsin galiba.”
Belki de haklı.
Toprağın içindeki görünmeyen emek
Karıncalar sadece yüzeyde gezmiyor. Toprağın içinde tüneller açıyorlar, havalandırıyorlar, suyun daha iyi dağılmasını sağlıyorlar. Yani bir anlamda toprağa nefes aldırıyorlar.
Karınca olmasaydı ne olurdu sorusunun en kritik cevabı burada gizli. Toprak sıkışır, bitkiler zorlanır, tarım etkilenir.
Yani biz “küçük bir canlı” diye geçerken, aslında dev bir altyapı sisteminden bahsediyoruz.
Küçük şeyleri küçümseme alışkanlığı
İnsan olarak en büyük hatamız bu aslında. Küçük olanı önemsiz sanmak.
Bir mesajı geç cevaplamak gibi:
“Ne olacak ya küçük bir şey.”
Ama bazen küçük şeyler, büyük zincirlerin başlangıcı oluyor.
Karınca da tam olarak bu.
İzmir’de yaz akşamı ve karıncayla gelen farkındalık
Geçen yaz sahilde otururken kumların üzerinde yürüyen karıncalara baktım. İnsanlar denize giriyor, çocuklar bağırıyor, simitçiler bağırıyor… hayat full kaos.
Ama yerde minik bir düzen var.
Ve o an düşündüm:
“Biz aslında çok büyük bir gürültünün içinde, çok küçük düzenleri görmezden geliyoruz.”
Arkadaşım geldi:
— “Ne düşünüyorsun yine?”
— “Hiç… karıncaları.”
— “Abi sen 25 yaşındasın ya…”
Evet. Ama işte bazı sorular yaşla ilgilenmiyor.
Son düşünce akışı (ama son değil gibi)
Sitemizden Önerilen: Kalp krizi en çok hangi yaşta olur ?
Karınca olmasaydı ne olurdu sorusu ilk bakışta basit gibi duruyor. Ama içine girdikçe fark ediyorsun ki mesele sadece bir böcek değil. Mesele düzen, denge, görünmeyen emek ve biraz da insanın dünyayı ne kadar yüzeysel algıladığı.
Belki de en ilginci şu: Biz çoğu şeyi sadece var olduğu için fark etmiyoruz. Yokluğu düşününce anlam kazanıyor.
Ve şu an hâlâ mutfakta bir kırıntı varsa, içimden küçük bir ses diyor ki:
“Bırak kalsın, doğa halleder.”
Ama sonra başka bir ses:
“Sen önce şu yoğurdu bitir.”